My Week with Marilyn
Aralık 2011'de çıkmış olmasına rağmen, burada 10 Şubat'ta vizyona girecek olan My Week with Marilyn, listede en çok merak ettiğim filmlerden biri. Filmin yeterince ilgi çekici olan konusu bir yana, filmde Marilyn Monroe'yu Michelle Williams'ın canlandırıyor ve yanında da Judi Dench ve Kenneth Branagh gibi aşmış derecede yetenekli isimlerin yer alıyor olması filmi görmek için yeterli sebepler. Michelle Williams'a geçen yıl izlediğim "Blue Valentine" filminden sonra ayrı bir sevgi ve saygı beslemem zaten kaçınılmazdı; bu filmde harika olduğunu okuduğum birkaç yere güvenerek şimdiden söyleyebilirim ki, kendisi en sevdiğim aktrisler listesinde bir yer kazanmak üzere.. Heyecanla bekliyorum, ne diyebilirim...
Snow White and the Huntsman
Daha önceki postlarımda da bahsettiğim, bildiğimiz Pamuk Prenses masalına farklı bir açıyla yaklaşan Snow White and the Huntsman filmi, beklediğim filmler arasında. Oyuncularından ziyade genel olarak konusuyla ilgimi çeken filmi haziran ayında izleyeceğiz.
Ayrıca Charlize Theron'u Kötü Kraliçe rolüyle görmek de ilginç olacak, güzelliğin altında yatan zalimliği nasıl yansıtacak merak etmekteyim. Yine de bu filmin listedeki diğerlerine göre öncelik sıralamasında gerilerde olduğu da bir gerçek...
Rock of Ages
Fragmanını gördüğüm andan itibaren merakla beklediğim bir film de Rock of Ages. Bir Broadway müzikalinin uyarlaması olan film, 1987 yılında iki gencin hayallerinin gerçekleşmesi umuduyla Los Angeles'a gitmesini konu alıyor. Tam bir müzikal delisi olmamın yanı sıra, filmde Tom Cruise'dan Catherine Zeta-Jones'a; Paul Giamatti'ye kadar pek çok tanıdık ismin de yer alıyor olması filmi merakla beklememin sebeplerini oluşturmakta. Filmin yönetmenliğini Hairspray'i de sinemaya uyarlamış olan Adam Shankman yapıyor. Kendisini uzun yıllar boyunca So You Think You Can Dance yarışmasında jüri olarak izlememin ardından böyle bir filmin yönetmenliğini yapıyor olduğunu öğrenmem beni bayağı bir şaşırttı ama, göreceğiz...
2012 yazında vizyona girecek bir başka fantastik yapım olan Jack The Giant Killer, devler ve insanlar arasındaki barışın tehdit altında olduğu bir sırada, bir prensesi kurtarmak için devler ülkesine tırmanan Jack adlı bir çiftçiyi konu alıyor. Evet, bir yerden tanıdık geliyor: Jack ve Fasulye Sırığı. Jack the Giant Killer diye ayrı bir İngiliz masalının olmasıyla beraber fragmandan iki masaldan da alınmış bölümler olabilir gibi geldi bana. Filmin başrol oyuncusunun birkaç sene önce izlediğim Skins adlı İngiliz gençlik dizisinde oynayan, daha sonra da Hollywood'a açılıp A Single Man ve X-Men: First Class'te yer kapan Nicholas Hoult'un olması beni zaten sevindiren bir durum. Çok hoş bulduğum bu genç oyuncunun About a Boy'dan sonra başrol oynadığı bir film izlemek güzel olacak diye düşünüyorum. Nicholas Hoult da kimmiş ya, derseniz filmin geri kalan oyuncularını sayayım: Ewan McGregor, Bill Nighy, Stanley Tucci... O da yetmediyse filmin yönetmenliğini Valkyrie'nin ve House M.D. dizisinin birkaç bölümünün yönetmenliğini yapmış, The Usual Suspects ve X-Men First Class'in yapımcısı olan Bryan Singer yapıyor diyeyim, hep beraber Haziran'da Jack'in hikayesini izlemeye gidelim...
Ice Age'i izleyip de sevmemek mümkün mü? Manny, Sid ve Diego üçlüsünün girdiğimiz yeni yılla beraber 10 yıla yayılan öyküsü, Temmuz'da 4. filmle devam edecek.
Her ne kadar 2. ve 3. filmini ilki kadar beğenmemiş olsam da 4.süne düşük beklentilerle gitmeyeceğim. Scrat sonunda meşe palamuduna sahip olabilecek mi, Diego da kendine uygun bir "dişi" bulabilecek mi merak ediyorum.
Seslendirenlere Peter Dinklage, Jennifer Lopez ve Nick Frost gibi isimlerin katılmasını öğrenmenin yanı sıra, bu bilgiyi diğer animasyon filmlere göre daha önemsiz bulduğumu da söyleyeyim. Çünkü bu animasyon, dublajlı versiyonunu daha çok beğendiğim ender filmler kategorisine giriyor. Diego'yu Haluk Bilginer'in sesiyle duyduğum sürece, benim için sorun yok...
Her ne kadar 2. ve 3. filmini ilki kadar beğenmemiş olsam da 4.süne düşük beklentilerle gitmeyeceğim. Scrat sonunda meşe palamuduna sahip olabilecek mi, Diego da kendine uygun bir "dişi" bulabilecek mi merak ediyorum.
Seslendirenlere Peter Dinklage, Jennifer Lopez ve Nick Frost gibi isimlerin katılmasını öğrenmenin yanı sıra, bu bilgiyi diğer animasyon filmlere göre daha önemsiz bulduğumu da söyleyeyim. Çünkü bu animasyon, dublajlı versiyonunu daha çok beğendiğim ender filmler kategorisine giriyor. Diego'yu Haluk Bilginer'in sesiyle duyduğum sürece, benim için sorun yok...
Mutlaka izleyeceğim ama pek de umut bağlamadığım bir yapım The Amazing Spider-Man.. En sevdiğim Marvel karakterlerinden birinin 2002'den 2007'ya kadar yapılmış olan vasat üçlemesini izlemek benim için yeterince acı vericiydi zaten; bir de bu üçlemenin farklı bir hikaye akışıyla yeniden çekildiğini görmek ne derece tatmin edici olur, şüpheliyim.
Temmuz başında izleme fırsatı bulacağımız filmde, Peter Parker'ı bu sefer Tobey Maguire yerine, The Social Network'ün Eduardo'su olarak tanıdığımız Andrew Garfield canlandırıyor. Tobey Maguire seçiminden de memnun kalmamıştım zamanında, ama beni kendine alıştırmayı başarmıştı. Andrew Garfield seçiminden de pek memnun olduğumu söyleyemem ama Tobey Maguire'ın başardığını o da başaracak mı, bilemiyorum.
Mary Jane yerine, çizgiromandan Peter'ın ilk sevgilisi olarak bildiğimiz Gwen Stacy karakterinin yer alması ise, yeni filmi üçlemeden farklı kılan bir diğer nokta. Bu filmde nihayet Dr. Conners, nam-ı diğer The Lizard'ı görecek olmamız ise beni sevindiren şeylerden. Filmin yönetmenliğini ilginç bir şekilde, 500 Days of Summer'ın yönetmeni olan Marc Webb üstlenmiş. Şeker gibi bağımsız bir film yaptıktan sonra bolca özel efekt gerektirecek dev bütçeli bir çizgiroman uyarlamasını nasıl kotaracak, merakla beklemekteyim.
Temmuz başında izleme fırsatı bulacağımız filmde, Peter Parker'ı bu sefer Tobey Maguire yerine, The Social Network'ün Eduardo'su olarak tanıdığımız Andrew Garfield canlandırıyor. Tobey Maguire seçiminden de memnun kalmamıştım zamanında, ama beni kendine alıştırmayı başarmıştı. Andrew Garfield seçiminden de pek memnun olduğumu söyleyemem ama Tobey Maguire'ın başardığını o da başaracak mı, bilemiyorum.
Mary Jane yerine, çizgiromandan Peter'ın ilk sevgilisi olarak bildiğimiz Gwen Stacy karakterinin yer alması ise, yeni filmi üçlemeden farklı kılan bir diğer nokta. Bu filmde nihayet Dr. Conners, nam-ı diğer The Lizard'ı görecek olmamız ise beni sevindiren şeylerden. Filmin yönetmenliğini ilginç bir şekilde, 500 Days of Summer'ın yönetmeni olan Marc Webb üstlenmiş. Şeker gibi bağımsız bir film yaptıktan sonra bolca özel efekt gerektirecek dev bütçeli bir çizgiroman uyarlamasını nasıl kotaracak, merakla beklemekteyim.
The Dark Knight Rises
Listede en merakla beklediğim filmlerden biri de, temmuz sonunda vizyona girecek olan The Dark Knight Rises. Christopher Nolan'ın çekeceği son Batman filmi olmasıyla, daha izlemeden buruk yaklaştığım bir film bu, çünkü şimdiye kadar yapılmış tüm Batman filmleri arasında en başarılıları Nolan'ın yönettikleriydi. Özellikle The Dark Knight'la - Heath Ledger'ın hiç de abartılmamış performansının da yardımıyla birlikte- şimdiye kadar izlediğimiz en iyi Batman filmine imza atmış olan Nolan'ın bu seriyi bırakıyor olması üzücü tabii, ama elden bir şey gelmiyor.
Yeni filmdeki "big bad" Bane ve Catwoman. DC çizgiromanlarının hiçbir zaman taraftarı olmadığım için, Bane bana yabancı bir karakter ama önceki filmlerden Michelle Pfeiffer'ın oyunculuğuyla tanıdığımız Catwoman filmdeki kadın eksikliğini kapatacak gibi görünüyor. Anne Hathaway'in performansından çok bir şey ummamakla birlikte merak da etmiyor değilim; ama asıl merak ettiğim şey hikayede bulunmayıp da filmde yer alan John Blake ve Miranda Tate karakterlerini canlandıran Joseph Gordon-Levitt ve Marion Cotillard'ın filmde ne gibi bir işleve sahip olacakları... Bakalım üçlemenin son halkası ikincisi kadar iddialı olabilecek mi?
Abraham Lincoln: Vampire Hunter
Benden daha adıyla "WTF" şeklinde bir tepki almayı başarmış olan bu fantastik/korku filmi, Seth Grahame-Smith'in çok satan romanından uyarlama bir yapım. Kitaplarına tanıdık olmamakla birlikte ilginç fikirleri olduğunu anlamak için çok da ipucuna gerek duymadığım yazarın daha önce de Gurur ve Önyargı'yı da zombi dünyasına uyarlamış olduğunu öğrenince, pek fazla şaşırdığımı söyleyemem.
Filme gelirsek eğer, yönetmenliği Nightwatch, Daywatch ve Wanted'dan tanıdığımız Rus-Kazak Timur Bekmambetov üstlenmiş. İsabet olmuş diyebiliriz bu seçimin üzerine, nitekim kendisi aksiyon yüklü fantezi filmler yapmaya alışkın.
Filmden tam olarak ne beklemem gerektiğini bilmemekle birlikte, ilginç bir seyir olacağına dair şüphem yok. Film Ağustos'ta vizyona giriyor, bilginize.
Filme gelirsek eğer, yönetmenliği Nightwatch, Daywatch ve Wanted'dan tanıdığımız Rus-Kazak Timur Bekmambetov üstlenmiş. İsabet olmuş diyebiliriz bu seçimin üzerine, nitekim kendisi aksiyon yüklü fantezi filmler yapmaya alışkın.
Filmden tam olarak ne beklemem gerektiğini bilmemekle birlikte, ilginç bir seyir olacağına dair şüphem yok. Film Ağustos'ta vizyona giriyor, bilginize.
Yeni yılın sürpriz animasyonu olan Rise of the Guardians, beni konusuyla tavlamış durumda. Film; Noel Baba, Paskalya Tavşanı, Jack Frost, Kum Adam ve Diş Perisinin birleşerek "Öcü"ye savaş açmalarını konu alıyor.
Hugh Jackman, Alec Baldwin, Jude Law ve Isla Fisher gibi oyuncuların seslendireceği filmin, şu an için beni üzen tek tarafı, Kasım'da çıkacak olması. Yani aslında bu eğlenceli animasyona 2013 filmi bile diyebilirsiniz.
2012 sonunda vizyona girecek olan The Hobbit, tüm liste içinde en çok merak ettiğim film olabilir. Film, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bir "ön hikayesi" olan J.R.R Tolkien'in The Hobbit kitabından uyarlanarak bir kez daha Peter Jackson'ın yönetmenliğiyle karşımıza gelecek.
Tüm bu "yüzük" macerasının başlangıcına, Frodo'nun amcası Bilbo Baggins'in gençliğine giden film, sevdiğimiz eski karakterleri bir kez daha görmemizi sağlayacağı için büyük bir sevgiyle yaklaştığım bir film. Gandalf, Frodo, Legolas, Elrond, Galadriel ve daha pek çoğunu tekrar görmenin sevinciyle birlikte, (evet biliyorum, bir kısmı aslında hikayede yoklar ama sanırım flashback'lerle halledilecek bu durum) Tolkien'in yarattığı dünyaya bir kez daha yolculuk etmek tüm hayranların uzun zamandır beklediği bir şeydi. Son filmden yaklaşık 10 yıl sonra Gollum'un "My precioussssssssss." diye seslenmesini bir kez daha duyacak olmanın verdiği heyecan anlatılmaz, yaşanır diyorum.
Ama işte bu filmi 2012 listesine koymuşken, en geç Şubat'ta falan görecek olsaydık çok daha makbule geçerdi; Bilbo'nun macerasına şu andan 11 ay sonra değil, hemen bu cuma katılmayı yeğlerdim, yazık oldu..
Enfes bir kitap, yeni uyarlamanın da aynı derecede enfes olacağını umut etmekteyim. Yönetmen koltuğunda oturan Baz Luhrman; Moulin Rouge ve Romeo+Juliet filmleriyle beni kendine hayran bırakmıştı, umarım bu durum 2012'nin son haftasında vizyona girecek olan bu film için de geçerli olur.
Başrollerde Baz Luhrman'ın filmlerinde aynı oyuncuları oynatmayı sevdiğini düşünürsek şaşırtıcı bir seçim olmayan Leonardo Dicaprio ve son zamanlarda adından epeyce söz ettirmeye başlayan Carey Mulligan'ın olması, filmin artılarından olur diye düşünüyorum.
Tabi henüz bir şey söylemek için çok erken, filmin değil fragmanı doğru dürüst bir posteri bile çıkmadı, izlememize de pratik olarak 1 yıl var daha.
Not: Baz Luhrman'ın bir sonraki filminde Ewan McGregor ve Carey Mulligan ikilisini görmeyi bekliyorum, ya da geçmişten bir seçim yapmaya karar verirse Claire Danes'e de hayır demem!
Upside Down
Melancholia ile Cannes'dan en iyi kadın oyuncu ödülüyle ayrılan Kirsten Dunst ve gün geçtikçe beni kendisine daha da hayran bırakmayı başaran İngiliz aktör -ki kendisini 21, Across the Universe ve One Day filmlerinden hatırlayabilirsiniz- Jim Sturgess'in başrollerini paylaştığı bir film olan Upside Down, hem oyuncularıyla hem de konusuyla ilgimi çeken bir yapım. Alternatif bir evrende kaybettiği aşkını arayan bir adamı konu edinen filmin yönetmenliğini, hiç tanımadığım bir yönetmen, Juan Diego Solanas üstlenmiş.
2012 yılında çıkacağı kesin olan ama henüz spesifik bir tarih belirlenmeyen bu filmi heyecanla bekliyorum.
Melancholia ile Cannes'dan en iyi kadın oyuncu ödülüyle ayrılan Kirsten Dunst ve gün geçtikçe beni kendisine daha da hayran bırakmayı başaran İngiliz aktör -ki kendisini 21, Across the Universe ve One Day filmlerinden hatırlayabilirsiniz- Jim Sturgess'in başrollerini paylaştığı bir film olan Upside Down, hem oyuncularıyla hem de konusuyla ilgimi çeken bir yapım. Alternatif bir evrende kaybettiği aşkını arayan bir adamı konu edinen filmin yönetmenliğini, hiç tanımadığım bir yönetmen, Juan Diego Solanas üstlenmiş.
2012 yılında çıkacağı kesin olan ama henüz spesifik bir tarih belirlenmeyen bu filmi heyecanla bekliyorum.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder