2 Ocak 2012 Pazartesi
Bir Tim Burton Klasiği: Vincent
Tim Burton'ın yazdığı ve yönettiği ilk filmlerden olma özelliğini taşıyan Vincent, Vincent Price gibi olmak isteyen ve geniş bir hayal gücüne sahip olan Vincent Malloy adlı bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Edgar Allen Poe okuyan ve gotik hayallerin içinde kendini kaybeden küçük Vincent'ın 6 dakikalık hikayesini ironik olarak Vincent Price seslendirmekte. Film aynı zamanda da Tim Burton'ın stop-motion tekniğini kullandığı ilk filmlerden.
Vincent, Burton'ın da eskiden "daha çok" taşıdığı o özgür, acayip havayı mükemmel bir şekilde yansıttığı için kendisinin en sevdiğim filmlerinden biri.
Eğer henüz izlemediyseniz, 6 dakikanızı ayırıp mutlaka izleyin derim, üzülmeyeceksiniz.
Etiketler:
animasyon,
film,
Tim Burton,
Vincent,
Vincent Price
Yeni Yıl, Yeni Filmler Vol.2
My Week with Marilyn
Aralık 2011'de çıkmış olmasına rağmen, burada 10 Şubat'ta vizyona girecek olan My Week with Marilyn, listede en çok merak ettiğim filmlerden biri. Filmin yeterince ilgi çekici olan konusu bir yana, filmde Marilyn Monroe'yu Michelle Williams'ın canlandırıyor ve yanında da Judi Dench ve Kenneth Branagh gibi aşmış derecede yetenekli isimlerin yer alıyor olması filmi görmek için yeterli sebepler. Michelle Williams'a geçen yıl izlediğim "Blue Valentine" filminden sonra ayrı bir sevgi ve saygı beslemem zaten kaçınılmazdı; bu filmde harika olduğunu okuduğum birkaç yere güvenerek şimdiden söyleyebilirim ki, kendisi en sevdiğim aktrisler listesinde bir yer kazanmak üzere.. Heyecanla bekliyorum, ne diyebilirim...
Snow White and the Huntsman
Daha önceki postlarımda da bahsettiğim, bildiğimiz Pamuk Prenses masalına farklı bir açıyla yaklaşan Snow White and the Huntsman filmi, beklediğim filmler arasında. Oyuncularından ziyade genel olarak konusuyla ilgimi çeken filmi haziran ayında izleyeceğiz.
Ayrıca Charlize Theron'u Kötü Kraliçe rolüyle görmek de ilginç olacak, güzelliğin altında yatan zalimliği nasıl yansıtacak merak etmekteyim. Yine de bu filmin listedeki diğerlerine göre öncelik sıralamasında gerilerde olduğu da bir gerçek...
Rock of Ages
Fragmanını gördüğüm andan itibaren merakla beklediğim bir film de Rock of Ages. Bir Broadway müzikalinin uyarlaması olan film, 1987 yılında iki gencin hayallerinin gerçekleşmesi umuduyla Los Angeles'a gitmesini konu alıyor. Tam bir müzikal delisi olmamın yanı sıra, filmde Tom Cruise'dan Catherine Zeta-Jones'a; Paul Giamatti'ye kadar pek çok tanıdık ismin de yer alıyor olması filmi merakla beklememin sebeplerini oluşturmakta. Filmin yönetmenliğini Hairspray'i de sinemaya uyarlamış olan Adam Shankman yapıyor. Kendisini uzun yıllar boyunca So You Think You Can Dance yarışmasında jüri olarak izlememin ardından böyle bir filmin yönetmenliğini yapıyor olduğunu öğrenmem beni bayağı bir şaşırttı ama, göreceğiz...
2012 yazında vizyona girecek bir başka fantastik yapım olan Jack The Giant Killer, devler ve insanlar arasındaki barışın tehdit altında olduğu bir sırada, bir prensesi kurtarmak için devler ülkesine tırmanan Jack adlı bir çiftçiyi konu alıyor. Evet, bir yerden tanıdık geliyor: Jack ve Fasulye Sırığı. Jack the Giant Killer diye ayrı bir İngiliz masalının olmasıyla beraber fragmandan iki masaldan da alınmış bölümler olabilir gibi geldi bana. Filmin başrol oyuncusunun birkaç sene önce izlediğim Skins adlı İngiliz gençlik dizisinde oynayan, daha sonra da Hollywood'a açılıp A Single Man ve X-Men: First Class'te yer kapan Nicholas Hoult'un olması beni zaten sevindiren bir durum. Çok hoş bulduğum bu genç oyuncunun About a Boy'dan sonra başrol oynadığı bir film izlemek güzel olacak diye düşünüyorum. Nicholas Hoult da kimmiş ya, derseniz filmin geri kalan oyuncularını sayayım: Ewan McGregor, Bill Nighy, Stanley Tucci... O da yetmediyse filmin yönetmenliğini Valkyrie'nin ve House M.D. dizisinin birkaç bölümünün yönetmenliğini yapmış, The Usual Suspects ve X-Men First Class'in yapımcısı olan Bryan Singer yapıyor diyeyim, hep beraber Haziran'da Jack'in hikayesini izlemeye gidelim...
Ice Age'i izleyip de sevmemek mümkün mü? Manny, Sid ve Diego üçlüsünün girdiğimiz yeni yılla beraber 10 yıla yayılan öyküsü, Temmuz'da 4. filmle devam edecek.
Her ne kadar 2. ve 3. filmini ilki kadar beğenmemiş olsam da 4.süne düşük beklentilerle gitmeyeceğim. Scrat sonunda meşe palamuduna sahip olabilecek mi, Diego da kendine uygun bir "dişi" bulabilecek mi merak ediyorum.
Seslendirenlere Peter Dinklage, Jennifer Lopez ve Nick Frost gibi isimlerin katılmasını öğrenmenin yanı sıra, bu bilgiyi diğer animasyon filmlere göre daha önemsiz bulduğumu da söyleyeyim. Çünkü bu animasyon, dublajlı versiyonunu daha çok beğendiğim ender filmler kategorisine giriyor. Diego'yu Haluk Bilginer'in sesiyle duyduğum sürece, benim için sorun yok...
Her ne kadar 2. ve 3. filmini ilki kadar beğenmemiş olsam da 4.süne düşük beklentilerle gitmeyeceğim. Scrat sonunda meşe palamuduna sahip olabilecek mi, Diego da kendine uygun bir "dişi" bulabilecek mi merak ediyorum.
Seslendirenlere Peter Dinklage, Jennifer Lopez ve Nick Frost gibi isimlerin katılmasını öğrenmenin yanı sıra, bu bilgiyi diğer animasyon filmlere göre daha önemsiz bulduğumu da söyleyeyim. Çünkü bu animasyon, dublajlı versiyonunu daha çok beğendiğim ender filmler kategorisine giriyor. Diego'yu Haluk Bilginer'in sesiyle duyduğum sürece, benim için sorun yok...
Mutlaka izleyeceğim ama pek de umut bağlamadığım bir yapım The Amazing Spider-Man.. En sevdiğim Marvel karakterlerinden birinin 2002'den 2007'ya kadar yapılmış olan vasat üçlemesini izlemek benim için yeterince acı vericiydi zaten; bir de bu üçlemenin farklı bir hikaye akışıyla yeniden çekildiğini görmek ne derece tatmin edici olur, şüpheliyim.
Temmuz başında izleme fırsatı bulacağımız filmde, Peter Parker'ı bu sefer Tobey Maguire yerine, The Social Network'ün Eduardo'su olarak tanıdığımız Andrew Garfield canlandırıyor. Tobey Maguire seçiminden de memnun kalmamıştım zamanında, ama beni kendine alıştırmayı başarmıştı. Andrew Garfield seçiminden de pek memnun olduğumu söyleyemem ama Tobey Maguire'ın başardığını o da başaracak mı, bilemiyorum.
Mary Jane yerine, çizgiromandan Peter'ın ilk sevgilisi olarak bildiğimiz Gwen Stacy karakterinin yer alması ise, yeni filmi üçlemeden farklı kılan bir diğer nokta. Bu filmde nihayet Dr. Conners, nam-ı diğer The Lizard'ı görecek olmamız ise beni sevindiren şeylerden. Filmin yönetmenliğini ilginç bir şekilde, 500 Days of Summer'ın yönetmeni olan Marc Webb üstlenmiş. Şeker gibi bağımsız bir film yaptıktan sonra bolca özel efekt gerektirecek dev bütçeli bir çizgiroman uyarlamasını nasıl kotaracak, merakla beklemekteyim.
Temmuz başında izleme fırsatı bulacağımız filmde, Peter Parker'ı bu sefer Tobey Maguire yerine, The Social Network'ün Eduardo'su olarak tanıdığımız Andrew Garfield canlandırıyor. Tobey Maguire seçiminden de memnun kalmamıştım zamanında, ama beni kendine alıştırmayı başarmıştı. Andrew Garfield seçiminden de pek memnun olduğumu söyleyemem ama Tobey Maguire'ın başardığını o da başaracak mı, bilemiyorum.
Mary Jane yerine, çizgiromandan Peter'ın ilk sevgilisi olarak bildiğimiz Gwen Stacy karakterinin yer alması ise, yeni filmi üçlemeden farklı kılan bir diğer nokta. Bu filmde nihayet Dr. Conners, nam-ı diğer The Lizard'ı görecek olmamız ise beni sevindiren şeylerden. Filmin yönetmenliğini ilginç bir şekilde, 500 Days of Summer'ın yönetmeni olan Marc Webb üstlenmiş. Şeker gibi bağımsız bir film yaptıktan sonra bolca özel efekt gerektirecek dev bütçeli bir çizgiroman uyarlamasını nasıl kotaracak, merakla beklemekteyim.
The Dark Knight Rises
Listede en merakla beklediğim filmlerden biri de, temmuz sonunda vizyona girecek olan The Dark Knight Rises. Christopher Nolan'ın çekeceği son Batman filmi olmasıyla, daha izlemeden buruk yaklaştığım bir film bu, çünkü şimdiye kadar yapılmış tüm Batman filmleri arasında en başarılıları Nolan'ın yönettikleriydi. Özellikle The Dark Knight'la - Heath Ledger'ın hiç de abartılmamış performansının da yardımıyla birlikte- şimdiye kadar izlediğimiz en iyi Batman filmine imza atmış olan Nolan'ın bu seriyi bırakıyor olması üzücü tabii, ama elden bir şey gelmiyor.
Yeni filmdeki "big bad" Bane ve Catwoman. DC çizgiromanlarının hiçbir zaman taraftarı olmadığım için, Bane bana yabancı bir karakter ama önceki filmlerden Michelle Pfeiffer'ın oyunculuğuyla tanıdığımız Catwoman filmdeki kadın eksikliğini kapatacak gibi görünüyor. Anne Hathaway'in performansından çok bir şey ummamakla birlikte merak da etmiyor değilim; ama asıl merak ettiğim şey hikayede bulunmayıp da filmde yer alan John Blake ve Miranda Tate karakterlerini canlandıran Joseph Gordon-Levitt ve Marion Cotillard'ın filmde ne gibi bir işleve sahip olacakları... Bakalım üçlemenin son halkası ikincisi kadar iddialı olabilecek mi?
Abraham Lincoln: Vampire Hunter
Benden daha adıyla "WTF" şeklinde bir tepki almayı başarmış olan bu fantastik/korku filmi, Seth Grahame-Smith'in çok satan romanından uyarlama bir yapım. Kitaplarına tanıdık olmamakla birlikte ilginç fikirleri olduğunu anlamak için çok da ipucuna gerek duymadığım yazarın daha önce de Gurur ve Önyargı'yı da zombi dünyasına uyarlamış olduğunu öğrenince, pek fazla şaşırdığımı söyleyemem.
Filme gelirsek eğer, yönetmenliği Nightwatch, Daywatch ve Wanted'dan tanıdığımız Rus-Kazak Timur Bekmambetov üstlenmiş. İsabet olmuş diyebiliriz bu seçimin üzerine, nitekim kendisi aksiyon yüklü fantezi filmler yapmaya alışkın.
Filmden tam olarak ne beklemem gerektiğini bilmemekle birlikte, ilginç bir seyir olacağına dair şüphem yok. Film Ağustos'ta vizyona giriyor, bilginize.
Filme gelirsek eğer, yönetmenliği Nightwatch, Daywatch ve Wanted'dan tanıdığımız Rus-Kazak Timur Bekmambetov üstlenmiş. İsabet olmuş diyebiliriz bu seçimin üzerine, nitekim kendisi aksiyon yüklü fantezi filmler yapmaya alışkın.
Filmden tam olarak ne beklemem gerektiğini bilmemekle birlikte, ilginç bir seyir olacağına dair şüphem yok. Film Ağustos'ta vizyona giriyor, bilginize.
Yeni yılın sürpriz animasyonu olan Rise of the Guardians, beni konusuyla tavlamış durumda. Film; Noel Baba, Paskalya Tavşanı, Jack Frost, Kum Adam ve Diş Perisinin birleşerek "Öcü"ye savaş açmalarını konu alıyor.
Hugh Jackman, Alec Baldwin, Jude Law ve Isla Fisher gibi oyuncuların seslendireceği filmin, şu an için beni üzen tek tarafı, Kasım'da çıkacak olması. Yani aslında bu eğlenceli animasyona 2013 filmi bile diyebilirsiniz.
2012 sonunda vizyona girecek olan The Hobbit, tüm liste içinde en çok merak ettiğim film olabilir. Film, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bir "ön hikayesi" olan J.R.R Tolkien'in The Hobbit kitabından uyarlanarak bir kez daha Peter Jackson'ın yönetmenliğiyle karşımıza gelecek.
Tüm bu "yüzük" macerasının başlangıcına, Frodo'nun amcası Bilbo Baggins'in gençliğine giden film, sevdiğimiz eski karakterleri bir kez daha görmemizi sağlayacağı için büyük bir sevgiyle yaklaştığım bir film. Gandalf, Frodo, Legolas, Elrond, Galadriel ve daha pek çoğunu tekrar görmenin sevinciyle birlikte, (evet biliyorum, bir kısmı aslında hikayede yoklar ama sanırım flashback'lerle halledilecek bu durum) Tolkien'in yarattığı dünyaya bir kez daha yolculuk etmek tüm hayranların uzun zamandır beklediği bir şeydi. Son filmden yaklaşık 10 yıl sonra Gollum'un "My precioussssssssss." diye seslenmesini bir kez daha duyacak olmanın verdiği heyecan anlatılmaz, yaşanır diyorum.
Ama işte bu filmi 2012 listesine koymuşken, en geç Şubat'ta falan görecek olsaydık çok daha makbule geçerdi; Bilbo'nun macerasına şu andan 11 ay sonra değil, hemen bu cuma katılmayı yeğlerdim, yazık oldu..
Enfes bir kitap, yeni uyarlamanın da aynı derecede enfes olacağını umut etmekteyim. Yönetmen koltuğunda oturan Baz Luhrman; Moulin Rouge ve Romeo+Juliet filmleriyle beni kendine hayran bırakmıştı, umarım bu durum 2012'nin son haftasında vizyona girecek olan bu film için de geçerli olur.
Başrollerde Baz Luhrman'ın filmlerinde aynı oyuncuları oynatmayı sevdiğini düşünürsek şaşırtıcı bir seçim olmayan Leonardo Dicaprio ve son zamanlarda adından epeyce söz ettirmeye başlayan Carey Mulligan'ın olması, filmin artılarından olur diye düşünüyorum.
Tabi henüz bir şey söylemek için çok erken, filmin değil fragmanı doğru dürüst bir posteri bile çıkmadı, izlememize de pratik olarak 1 yıl var daha.
Not: Baz Luhrman'ın bir sonraki filminde Ewan McGregor ve Carey Mulligan ikilisini görmeyi bekliyorum, ya da geçmişten bir seçim yapmaya karar verirse Claire Danes'e de hayır demem!
Upside Down
Melancholia ile Cannes'dan en iyi kadın oyuncu ödülüyle ayrılan Kirsten Dunst ve gün geçtikçe beni kendisine daha da hayran bırakmayı başaran İngiliz aktör -ki kendisini 21, Across the Universe ve One Day filmlerinden hatırlayabilirsiniz- Jim Sturgess'in başrollerini paylaştığı bir film olan Upside Down, hem oyuncularıyla hem de konusuyla ilgimi çeken bir yapım. Alternatif bir evrende kaybettiği aşkını arayan bir adamı konu edinen filmin yönetmenliğini, hiç tanımadığım bir yönetmen, Juan Diego Solanas üstlenmiş.
2012 yılında çıkacağı kesin olan ama henüz spesifik bir tarih belirlenmeyen bu filmi heyecanla bekliyorum.
Melancholia ile Cannes'dan en iyi kadın oyuncu ödülüyle ayrılan Kirsten Dunst ve gün geçtikçe beni kendisine daha da hayran bırakmayı başaran İngiliz aktör -ki kendisini 21, Across the Universe ve One Day filmlerinden hatırlayabilirsiniz- Jim Sturgess'in başrollerini paylaştığı bir film olan Upside Down, hem oyuncularıyla hem de konusuyla ilgimi çeken bir yapım. Alternatif bir evrende kaybettiği aşkını arayan bir adamı konu edinen filmin yönetmenliğini, hiç tanımadığım bir yönetmen, Juan Diego Solanas üstlenmiş.
2012 yılında çıkacağı kesin olan ama henüz spesifik bir tarih belirlenmeyen bu filmi heyecanla bekliyorum.
Etiketler:
Abraham Lincoln,
Gatsby,
Ice Age,
Jack the Giant Killer,
My Week with Marilyn,
Rise of the Guardians,
Rock of Ages,
Snow White and The Huntsman,
Spider-Man,
The Dark Knight,
The Hobbit,
Upside Down
Yeni Yıl, Yeni Filmler Vol.1
Eveeet, yeni yıla girmiş bulunuyoruz. 2012 benim için pek çok şeyin yanında, gelecek yeni filmleri de ifade etmekte. Ve şu kadarını söyleyeyim, 2012'de paramın çoğu sinema biletlerine harcanacakmış gibi geliyor çünkü bu listede olsun olmasın, harika filmler görülmeyi bekliyor. Hepsinin beklentilerimi karşılamasını umarak size 2012'de görmeyi en çok merak ettiğim filmleri sunuyorum..
The Rum Diary
Bu film aslında 2011'de çıktı, ama vizyona bu cuma giriyor. Başrolde resmen takıntılı olduğum Johnny Depp'in oynamasının dışında, filmin uyarlandığı romanın Hunter S. Thompson'a ait olması da beni heyecanlandıran şeylerden biri çünkü kendisi aynı zamanda Johnny Depp'in 1998'de oynadığı Fear And Loathing in Las Vegas filminin uyarlandığı kitabın da yazarı. 90'ların sonundan beri ne zaman çıkacağının merak edildiği bu film sonunda sinemalara geliyor. Yönetmen koltuğunda bu sefer Terry Gilliam'ın oturmaması tabi biraz üzücü çünkü kendisi çok farklı bir vizyona sahip orjinal bir yönetmen ama Bruce Robinson nasıl bir iş çıkarmış onu da görmüş olacağız. Imdb puanının 6.7 olması pek iyiye işaret olmasa da, hâlâ umudum var.
Keza bir diğer "aslında 2011'de çıkan" ama Türkiye'ye 2012'de gelecek olan bir film. 13 Ocak'ta sinemalara gelecek olan Ejderha Dövmeli Kız, dünyaca çok satan üçlemenin Amerikan uyarlaması. Romanların ve ardından gelen İsveç yapımı uyarlamaların başarısının ardından aynı üçlemeyi bir de "Amerikan" haliyle izleyecek olmamız hiç şaşırtıcı değil. İsveç versiyonunda resmen döktüren Noomi Rapace'in yerini The Social Network'te Mark Zuckerberg'ü terk eden kızı canlandıran Rooney Mara dolduruyor. Böyle bir rolü oynaması için riskli bir seçim, altından kalkabilmiş mi merak ediyorum ama David Fincher'ın bir bildiği vardır diyoruz... Hadi her şey iyi güzel de, bir türlü sevemediğim Daniel Craig'i bu filmde görmek beni hiç mi hiç sevindirmiyor onu söylemeliyim. Umarım bu sefer beni sıkmayı başarmaz, tek söyleyebileceğim bu onunla ilgili.
Puss in Boots
Evet, bir başka daha gösterim engeline takılan 2011 filmi. Ejderha Dövmeli Kız gibi 13 Ocak'ta gösterime girecek olan Puss in Boots uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Animasyon filmlere bayılmamın yanı sıra, Shrek serisinde en sevdiğim karakterin ayrı bir filmini izleyecek olmam, beni gerçekten çok çok sevindirdi. Aynı anda sevimli, karizmatik, korkutucu, komik ve cesur olmayı becerebilen Çizmeli Kedi'nin kendi hikayesini izlemek, çok eğlenceli olacağa benziyor. Filmin sinemalara sadece dublajlı değil de orjinal versiyonuyla da gelmesi benim için çok çok önemli. Dublaj konseptine genel olarak bir kılım olması dışında, çocukluğumuzun kahramanını Antonio Banderas'ın eşsiz İspanyol aksanlı sesiyle izleyemeyeceksek tüm bunların ne anlamı kalır ki, yanılıyor muyum?!?
Zenne
Altın Portakal Film Festivali'nden En iyi ilk Film, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Görüntü Yönetmeni ve SİYAD Ulusal En iyi Film olmak üzere 5 ödülle ayrılan Zenne, bu sene en merak ettiğim yapımlardan biri. Film, ailesine eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra, babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız'ın hayatından yola çıkılarak yazılmış bir hikayeye sahip. Fazla söze gerek yok, izleyip göreceğiz...
Woman in Black
Eveeet, listedeki tek korku filmine geldi sıra, Woman in Black. Uzun zamandır korku filmi izlemedim, sebebi sevmemem ya da "korkmam" değil, tam tersine korku filmlerini fazlasıyla seviyorum ama ne yazık ki korkacağım kadar iyi bir film izleyeli bayağı uzun bir süre geçti. Son zamanlarda gördüğüm korku filmleri beni yerimden sıçratmayı bırakın, çoğu zaman horlamalarım ya da kahkahalarımla geçip bitiyor. Bu yüzden bu seferki deneme nasıl olmuş görmek ilginç olacak. Yalan söylemeyeceğim, filmi merak etmemin bir diğer sebebi de başrolde Daniel Radcliffe'in oynuyor olması. Herkesin Harry Potter olarak bildiği - ve büyük ihtimalle hep öyle hatırlayacağı - 23 yaşındaki oyuncunun nasıl bir iş çıkardığını merak etmekteyim. Bu aralar iyice Broadway müzikallerine sarmış olan arkadaşımızı bu sefer elinde asası olmadan görmek nasıl olacak, bakalım..
Underworld: Awakening
Vampirler saçma sapan bir roman serisi sebebiyle güneşin altında parıldamaya ve vejetaryen olmaya karar vermeden önce, Underworld filmi 2003 yılında hepimizi Selene adlı bir vampirle tanıştırmıştı. Bu kış da, Kate Beckinsale'in güzelliği ve karizmasıyla canlanan son derece güçlü ve sert bir savaşçı olan Selene'in hikayesini izlemeye devam edeceğiz. 2006 ve 2009'da çıkan ikinci ve üçüncü filmlerin ardından gelen Underworld: Awakening Hollywood'a vampirlerin mitolojisinin aslında nasıl olduğunu hatırlatır, akıllarını başlarına getirir diye ummaktayım. Liseli kızlarla evlenip aile babası olan, jöleye bulanmış saçlara sahip odun suratlı parıldak vampirleri değil de; karanlık, vahşi, ölümcül, korkutucu vampirleri görmek istiyorsanız, şubatta vizyona girecek olan bu filmi kaçırmamalısınız. Ben kaçırmayacağımı biliyorum...
J. Edgar
Mart ayında vizyona girecek olan J. Edgar, adından da anlaşıldığı üzere 48 yıl boyunca FBI'n başkanlığını yapmış olan J. Edgar Hoover'ın hikayesi anlatıyor. Ama açıkça söyleyeyim benim ilgimi çeken asıl kısım, Clint Eastwood'un yönetmenliği ve Leonardo Dicaprio'nun oyunculuğu.
2009 yılında John Dillinger'ın hikayesini anlatan Public Enemies filminde J. Edgar'ı Billy Crudup canlandırmıştı, bu filmde de o seçilseydi ilginç olabilirdi aslında. Ama Dicaprio'nun da gerektiğinde çok ağır rollerin altından kalkabildiğini düşündüğüm için bu rol için uygun olduğunu düşünüyorum. Umarım bu filmle beraber uzun zamandır hak ettiği ödüllere ulaşır. Başarılı oyuncunun sonunda, yeteneğinin göz ardı edilmediği bir sene geçirmesine J. Edgar filmi yardımcı olabilecek mi acaba?
Extremely Loud and Incredibly Close
Bu filmi beklememin en büyük sebebi, filmin adapte edildiği romanın yazarı olan Jonathan Safran Foer. En sevdiğim romanlardan biri olan Her Şey Aydınlandı'nın yazarı olması sebebiyle, bu film de beklediklerim arasına girmeyi başardı. Her ne kadar bu filmin kitabını henüz okumamış olsam da, her ne kadar film Imdb'de 6.2 gibi vasat bir puan almış olsa da, bunlar filmi merak etmeme engel olmuyor.
Her Şey Aydınlandı romanının film uyarlaması kitapla yarışamayacak düzeyde olsa da, filmin kendini izlettiren sevimli bir havası vardı. Bu filmde böyle bir hava olur mu bilemem, sonuçta yönetmenler ve hikaye farklı, ama bu filmin yönetmeninin de Billy Elliot, The Hours ve The Reader gibi muhteşem filmleri yönetmiş olan Stephen Daldry olması, belki de o 6.2'nin filmin vizyona girdiği tek yer olan Kanada'nın zevksizliğinden kaynaklanabileceğini düşündürüyor. İzleyince sorun filmde miymiş seyircilerde mi, anlarız..
The Avengers
2012 yazında çıkacak olan pek çok fantastik filmden bir tanesi de, Marvel çizgiromanlarından tanıdığımız The Avengers. Captain America, Iron Man, Nick Fury, Black Widow, Hulk, Thor ve bir çoğunun daha yer aldığı filmin tam bir yıldızlar geçidi olacağını söylemeye pek gerek yok sanırım. En sevdiğim Marvel karakterlerinin bu filmde yer almayacağını bilmemin yanı sıra, genelde Marvel uyarlamalarının güzel yapılamadığını pek çok örnekte görmemiş olmamız da beni endişelendiren şeyler olsa bile, bir nevi görev bilinciyle her halükarda bu filme gideceğimi biliyorum. Artık yapabileceğimiz tek şey bu grup çalışmasının Iron Man 2, Thor, Captain America filmleri gibi olmamasını dilemek.
Men in Black III
Öncelikle söyleyeyim, bunun olmasını hiç mi hiç beklemiyordum. Yıllar sonra çocukluğumun bilim-kurgu/komedi karışımının üçüncüsünün çıkacağını öğrenmek beni her ne kadar heyecanlandırsa da, endişelenmiyor da değilim. Eski tadı vermesini gerçekten umuyorum ama, bir film bittikten sonra onu zorla devam ettirmeye çalışmak da her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir. Fragmanda gördüğümüz kadarıyla, bu filmde Tommy Lee Jones'un canlandırdığı Ajan K'nin halini Josh Brolin'in oyunculuğuyla izleyecek olmamız beni en çok meraklandıran şeylerden biri oldu. Ama yeni filmin 'zaman yolculuğu' fikri sonuçta eğlenceli olabilirmiş gibi görünüyor. İkiliye güçlü bir arkadaş mı katılıyor yoksa gereksiz bir eklememi mi, mayısta göreceğiz..
Dark Shadows
Tim Burton-Johnny Depp ikilisini beyazperdede görmeyeli 2 sene oluyor. En son 2010'da Alice in Wonderland'le karşımıza çıkmışlardı. Çok sevdiğim bu eksantrik yönetmenin yeni projesinde gotik bir kült TV serisini filme adapte ettiğini görmek de çok ama çok memnun edici. Her ne kadar son filminde kendine has havasını biraz Disney'e teslim etmiş olduğunu düşünsem de, Tim Burton hâlâ en sevdiğim yönetmenlerden biri. Ayrıca yeni filminde "süper ikiliye" arada bir katılan üçüncü, en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Helena Bonham Carter'ın yer alması da benim için bir bonus. Ayrıca bu bonus onunla da bitmiyor, arkadan gelen Eva Green, Michelle Pfeiffer ve Jackie Earle Haley de yüzümdeki gülümsemeyi büyütüyor da büyütüyor. Şimdilik tek istediğim bu filmin bir fragmanının çıkması ki mayısa kadar dayanabileyim...
The Rum DiaryBu film aslında 2011'de çıktı, ama vizyona bu cuma giriyor. Başrolde resmen takıntılı olduğum Johnny Depp'in oynamasının dışında, filmin uyarlandığı romanın Hunter S. Thompson'a ait olması da beni heyecanlandıran şeylerden biri çünkü kendisi aynı zamanda Johnny Depp'in 1998'de oynadığı Fear And Loathing in Las Vegas filminin uyarlandığı kitabın da yazarı. 90'ların sonundan beri ne zaman çıkacağının merak edildiği bu film sonunda sinemalara geliyor. Yönetmen koltuğunda bu sefer Terry Gilliam'ın oturmaması tabi biraz üzücü çünkü kendisi çok farklı bir vizyona sahip orjinal bir yönetmen ama Bruce Robinson nasıl bir iş çıkarmış onu da görmüş olacağız. Imdb puanının 6.7 olması pek iyiye işaret olmasa da, hâlâ umudum var.
The Girl with the Dragon Tattoo
Keza bir diğer "aslında 2011'de çıkan" ama Türkiye'ye 2012'de gelecek olan bir film. 13 Ocak'ta sinemalara gelecek olan Ejderha Dövmeli Kız, dünyaca çok satan üçlemenin Amerikan uyarlaması. Romanların ve ardından gelen İsveç yapımı uyarlamaların başarısının ardından aynı üçlemeyi bir de "Amerikan" haliyle izleyecek olmamız hiç şaşırtıcı değil. İsveç versiyonunda resmen döktüren Noomi Rapace'in yerini The Social Network'te Mark Zuckerberg'ü terk eden kızı canlandıran Rooney Mara dolduruyor. Böyle bir rolü oynaması için riskli bir seçim, altından kalkabilmiş mi merak ediyorum ama David Fincher'ın bir bildiği vardır diyoruz... Hadi her şey iyi güzel de, bir türlü sevemediğim Daniel Craig'i bu filmde görmek beni hiç mi hiç sevindirmiyor onu söylemeliyim. Umarım bu sefer beni sıkmayı başarmaz, tek söyleyebileceğim bu onunla ilgili.Imdb'de puanının 8.3 olması zaten yüksek olan beklentilerimi daha da yükseltti, bakalım David Fincher İsveç versiyonundaki o sert, değişik havayı yakalayabilmiş mi. Rooney Mara'nın oyunculuğuyla Golden Globe'a aday olan film bakalım Ficher'ın yönetmenliğiyle de Oscar'a kapak atabilecek mi, göreceğiz.
Evet, bir başka daha gösterim engeline takılan 2011 filmi. Ejderha Dövmeli Kız gibi 13 Ocak'ta gösterime girecek olan Puss in Boots uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Animasyon filmlere bayılmamın yanı sıra, Shrek serisinde en sevdiğim karakterin ayrı bir filmini izleyecek olmam, beni gerçekten çok çok sevindirdi. Aynı anda sevimli, karizmatik, korkutucu, komik ve cesur olmayı becerebilen Çizmeli Kedi'nin kendi hikayesini izlemek, çok eğlenceli olacağa benziyor. Filmin sinemalara sadece dublajlı değil de orjinal versiyonuyla da gelmesi benim için çok çok önemli. Dublaj konseptine genel olarak bir kılım olması dışında, çocukluğumuzun kahramanını Antonio Banderas'ın eşsiz İspanyol aksanlı sesiyle izleyemeyeceksek tüm bunların ne anlamı kalır ki, yanılıyor muyum?!?
Zenne
Altın Portakal Film Festivali'nden En iyi ilk Film, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Görüntü Yönetmeni ve SİYAD Ulusal En iyi Film olmak üzere 5 ödülle ayrılan Zenne, bu sene en merak ettiğim yapımlardan biri. Film, ailesine eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra, babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız'ın hayatından yola çıkılarak yazılmış bir hikayeye sahip. Fazla söze gerek yok, izleyip göreceğiz...
Woman in Black
Eveeet, listedeki tek korku filmine geldi sıra, Woman in Black. Uzun zamandır korku filmi izlemedim, sebebi sevmemem ya da "korkmam" değil, tam tersine korku filmlerini fazlasıyla seviyorum ama ne yazık ki korkacağım kadar iyi bir film izleyeli bayağı uzun bir süre geçti. Son zamanlarda gördüğüm korku filmleri beni yerimden sıçratmayı bırakın, çoğu zaman horlamalarım ya da kahkahalarımla geçip bitiyor. Bu yüzden bu seferki deneme nasıl olmuş görmek ilginç olacak. Yalan söylemeyeceğim, filmi merak etmemin bir diğer sebebi de başrolde Daniel Radcliffe'in oynuyor olması. Herkesin Harry Potter olarak bildiği - ve büyük ihtimalle hep öyle hatırlayacağı - 23 yaşındaki oyuncunun nasıl bir iş çıkardığını merak etmekteyim. Bu aralar iyice Broadway müzikallerine sarmış olan arkadaşımızı bu sefer elinde asası olmadan görmek nasıl olacak, bakalım..
Underworld: Awakening
Vampirler saçma sapan bir roman serisi sebebiyle güneşin altında parıldamaya ve vejetaryen olmaya karar vermeden önce, Underworld filmi 2003 yılında hepimizi Selene adlı bir vampirle tanıştırmıştı. Bu kış da, Kate Beckinsale'in güzelliği ve karizmasıyla canlanan son derece güçlü ve sert bir savaşçı olan Selene'in hikayesini izlemeye devam edeceğiz. 2006 ve 2009'da çıkan ikinci ve üçüncü filmlerin ardından gelen Underworld: Awakening Hollywood'a vampirlerin mitolojisinin aslında nasıl olduğunu hatırlatır, akıllarını başlarına getirir diye ummaktayım. Liseli kızlarla evlenip aile babası olan, jöleye bulanmış saçlara sahip odun suratlı parıldak vampirleri değil de; karanlık, vahşi, ölümcül, korkutucu vampirleri görmek istiyorsanız, şubatta vizyona girecek olan bu filmi kaçırmamalısınız. Ben kaçırmayacağımı biliyorum...
J. Edgar
Mart ayında vizyona girecek olan J. Edgar, adından da anlaşıldığı üzere 48 yıl boyunca FBI'n başkanlığını yapmış olan J. Edgar Hoover'ın hikayesi anlatıyor. Ama açıkça söyleyeyim benim ilgimi çeken asıl kısım, Clint Eastwood'un yönetmenliği ve Leonardo Dicaprio'nun oyunculuğu.
2009 yılında John Dillinger'ın hikayesini anlatan Public Enemies filminde J. Edgar'ı Billy Crudup canlandırmıştı, bu filmde de o seçilseydi ilginç olabilirdi aslında. Ama Dicaprio'nun da gerektiğinde çok ağır rollerin altından kalkabildiğini düşündüğüm için bu rol için uygun olduğunu düşünüyorum. Umarım bu filmle beraber uzun zamandır hak ettiği ödüllere ulaşır. Başarılı oyuncunun sonunda, yeteneğinin göz ardı edilmediği bir sene geçirmesine J. Edgar filmi yardımcı olabilecek mi acaba?
Extremely Loud and Incredibly Close
Bu filmi beklememin en büyük sebebi, filmin adapte edildiği romanın yazarı olan Jonathan Safran Foer. En sevdiğim romanlardan biri olan Her Şey Aydınlandı'nın yazarı olması sebebiyle, bu film de beklediklerim arasına girmeyi başardı. Her ne kadar bu filmin kitabını henüz okumamış olsam da, her ne kadar film Imdb'de 6.2 gibi vasat bir puan almış olsa da, bunlar filmi merak etmeme engel olmuyor.
Her Şey Aydınlandı romanının film uyarlaması kitapla yarışamayacak düzeyde olsa da, filmin kendini izlettiren sevimli bir havası vardı. Bu filmde böyle bir hava olur mu bilemem, sonuçta yönetmenler ve hikaye farklı, ama bu filmin yönetmeninin de Billy Elliot, The Hours ve The Reader gibi muhteşem filmleri yönetmiş olan Stephen Daldry olması, belki de o 6.2'nin filmin vizyona girdiği tek yer olan Kanada'nın zevksizliğinden kaynaklanabileceğini düşündürüyor. İzleyince sorun filmde miymiş seyircilerde mi, anlarız..
The Avengers
2012 yazında çıkacak olan pek çok fantastik filmden bir tanesi de, Marvel çizgiromanlarından tanıdığımız The Avengers. Captain America, Iron Man, Nick Fury, Black Widow, Hulk, Thor ve bir çoğunun daha yer aldığı filmin tam bir yıldızlar geçidi olacağını söylemeye pek gerek yok sanırım. En sevdiğim Marvel karakterlerinin bu filmde yer almayacağını bilmemin yanı sıra, genelde Marvel uyarlamalarının güzel yapılamadığını pek çok örnekte görmemiş olmamız da beni endişelendiren şeyler olsa bile, bir nevi görev bilinciyle her halükarda bu filme gideceğimi biliyorum. Artık yapabileceğimiz tek şey bu grup çalışmasının Iron Man 2, Thor, Captain America filmleri gibi olmamasını dilemek.
Öncelikle söyleyeyim, bunun olmasını hiç mi hiç beklemiyordum. Yıllar sonra çocukluğumun bilim-kurgu/komedi karışımının üçüncüsünün çıkacağını öğrenmek beni her ne kadar heyecanlandırsa da, endişelenmiyor da değilim. Eski tadı vermesini gerçekten umuyorum ama, bir film bittikten sonra onu zorla devam ettirmeye çalışmak da her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir. Fragmanda gördüğümüz kadarıyla, bu filmde Tommy Lee Jones'un canlandırdığı Ajan K'nin halini Josh Brolin'in oyunculuğuyla izleyecek olmamız beni en çok meraklandıran şeylerden biri oldu. Ama yeni filmin 'zaman yolculuğu' fikri sonuçta eğlenceli olabilirmiş gibi görünüyor. İkiliye güçlü bir arkadaş mı katılıyor yoksa gereksiz bir eklememi mi, mayısta göreceğiz..
Dark Shadows
Tim Burton-Johnny Depp ikilisini beyazperdede görmeyeli 2 sene oluyor. En son 2010'da Alice in Wonderland'le karşımıza çıkmışlardı. Çok sevdiğim bu eksantrik yönetmenin yeni projesinde gotik bir kült TV serisini filme adapte ettiğini görmek de çok ama çok memnun edici. Her ne kadar son filminde kendine has havasını biraz Disney'e teslim etmiş olduğunu düşünsem de, Tim Burton hâlâ en sevdiğim yönetmenlerden biri. Ayrıca yeni filminde "süper ikiliye" arada bir katılan üçüncü, en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Helena Bonham Carter'ın yer alması da benim için bir bonus. Ayrıca bu bonus onunla da bitmiyor, arkadan gelen Eva Green, Michelle Pfeiffer ve Jackie Earle Haley de yüzümdeki gülümsemeyi büyütüyor da büyütüyor. Şimdilik tek istediğim bu filmin bir fragmanının çıkması ki mayısa kadar dayanabileyim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

