2 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Yıl, Yeni Filmler Vol.1

Eveeet, yeni yıla girmiş bulunuyoruz. 2012 benim için pek çok şeyin yanında, gelecek yeni filmleri de ifade etmekte. Ve şu kadarını söyleyeyim, 2012'de paramın çoğu sinema biletlerine harcanacakmış gibi geliyor çünkü bu listede olsun olmasın, harika filmler görülmeyi bekliyor. Hepsinin beklentilerimi karşılamasını umarak size 2012'de görmeyi en çok merak ettiğim filmleri sunuyorum..

The Rum Diary

Bu film aslında 2011'de çıktı, ama vizyona bu cuma giriyor. Başrolde resmen takıntılı olduğum Johnny Depp'in oynamasının dışında, filmin uyarlandığı romanın Hunter S. Thompson'a ait olması da beni heyecanlandıran şeylerden biri çünkü kendisi aynı zamanda Johnny Depp'in 1998'de oynadığı Fear And Loathing in Las Vegas filminin uyarlandığı kitabın da yazarı. 90'ların sonundan beri ne zaman çıkacağının merak edildiği bu film sonunda sinemalara geliyor. Yönetmen koltuğunda bu sefer Terry Gilliam'ın oturmaması tabi biraz üzücü çünkü kendisi çok farklı bir vizyona sahip orjinal bir yönetmen ama Bruce Robinson nasıl bir iş çıkarmış onu da görmüş olacağız. Imdb puanının 6.7 olması pek iyiye işaret olmasa da, hâlâ umudum var.


 The Girl with the Dragon Tattoo 


Keza bir diğer "aslında 2011'de çıkan" ama Türkiye'ye 2012'de gelecek olan bir film. 13 Ocak'ta sinemalara gelecek olan Ejderha Dövmeli Kız, dünyaca çok satan üçlemenin Amerikan uyarlaması. Romanların ve ardından gelen İsveç yapımı uyarlamaların başarısının ardından aynı üçlemeyi bir de "Amerikan" haliyle izleyecek olmamız hiç şaşırtıcı değil. İsveç versiyonunda resmen döktüren Noomi Rapace'in yerini The Social Network'te Mark Zuckerberg'ü terk eden kızı canlandıran Rooney Mara dolduruyor. Böyle bir rolü oynaması için riskli bir seçim, altından kalkabilmiş mi merak ediyorum ama David Fincher'ın bir bildiği vardır diyoruz... Hadi her şey iyi güzel de, bir türlü sevemediğim Daniel Craig'i bu filmde görmek beni hiç mi hiç sevindirmiyor onu söylemeliyim. Umarım bu sefer beni sıkmayı başarmaz, tek söyleyebileceğim bu onunla ilgili.
Imdb'de puanının 8.3 olması zaten yüksek olan beklentilerimi daha da yükseltti, bakalım David Fincher İsveç versiyonundaki o sert, değişik havayı yakalayabilmiş mi. Rooney Mara'nın oyunculuğuyla Golden Globe'a aday olan film bakalım Ficher'ın yönetmenliğiyle de Oscar'a kapak atabilecek mi, göreceğiz.

Puss in Boots

Evet, bir başka daha gösterim engeline takılan 2011 filmi. Ejderha Dövmeli Kız gibi 13 Ocak'ta gösterime girecek olan Puss in Boots uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Animasyon filmlere bayılmamın yanı sıra, Shrek serisinde en sevdiğim karakterin ayrı bir filmini izleyecek olmam, beni gerçekten çok çok sevindirdi. Aynı anda sevimli, karizmatik, korkutucu, komik ve cesur olmayı becerebilen Çizmeli Kedi'nin kendi hikayesini izlemek, çok eğlenceli olacağa benziyor. Filmin sinemalara sadece dublajlı değil de orjinal versiyonuyla da gelmesi benim için çok çok önemli. Dublaj konseptine genel olarak bir kılım olması dışında, çocukluğumuzun kahramanını Antonio Banderas'ın eşsiz İspanyol aksanlı sesiyle izleyemeyeceksek tüm bunların ne anlamı kalır ki, yanılıyor muyum?!?


Zenne

Altın Portakal Film Festivali'nden En iyi ilk Film, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En iyi Görüntü Yönetmeni ve SİYAD Ulusal En iyi Film olmak üzere 5 ödülle ayrılan Zenne, bu sene en merak ettiğim yapımlardan biri. Film, ailesine eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra, babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız'ın hayatından yola çıkılarak yazılmış bir hikayeye sahip. Fazla söze gerek yok, izleyip göreceğiz...





Woman in Black

Eveeet, listedeki tek korku filmine geldi sıra, Woman in Black. Uzun zamandır korku filmi izlemedim, sebebi sevmemem ya da "korkmam" değil, tam tersine korku filmlerini fazlasıyla seviyorum ama ne yazık ki korkacağım kadar iyi bir film izleyeli bayağı uzun bir süre geçti. Son zamanlarda gördüğüm korku filmleri beni yerimden sıçratmayı bırakın, çoğu zaman horlamalarım ya da kahkahalarımla geçip bitiyor. Bu yüzden bu seferki deneme nasıl olmuş görmek ilginç olacak. Yalan söylemeyeceğim, filmi merak etmemin bir diğer sebebi de başrolde Daniel Radcliffe'in oynuyor olması. Herkesin Harry Potter olarak bildiği - ve büyük ihtimalle hep öyle hatırlayacağı -  23 yaşındaki oyuncunun nasıl bir iş çıkardığını merak etmekteyim. Bu aralar iyice Broadway müzikallerine sarmış olan arkadaşımızı bu sefer elinde asası olmadan görmek nasıl olacak, bakalım..




Underworld: Awakening

Vampirler saçma sapan bir roman serisi sebebiyle güneşin altında parıldamaya ve vejetaryen olmaya karar vermeden önce, Underworld filmi 2003 yılında hepimizi Selene adlı bir vampirle tanıştırmıştı. Bu kış da, Kate Beckinsale'in güzelliği ve karizmasıyla canlanan son derece güçlü ve sert bir savaşçı olan Selene'in hikayesini izlemeye devam edeceğiz. 2006 ve 2009'da çıkan ikinci ve üçüncü filmlerin ardından gelen Underworld: Awakening Hollywood'a vampirlerin mitolojisinin aslında nasıl olduğunu hatırlatır, akıllarını başlarına getirir diye ummaktayım. Liseli kızlarla evlenip aile babası olan, jöleye bulanmış saçlara sahip odun suratlı parıldak vampirleri değil de; karanlık, vahşi, ölümcül, korkutucu vampirleri görmek istiyorsanız, şubatta vizyona girecek olan bu filmi kaçırmamalısınız. Ben kaçırmayacağımı biliyorum...



J. Edgar

Mart ayında vizyona girecek olan J. Edgar, adından da anlaşıldığı üzere 48 yıl boyunca FBI'n başkanlığını yapmış olan J. Edgar Hoover'ın hikayesi anlatıyor. Ama açıkça söyleyeyim benim ilgimi çeken asıl kısım, Clint Eastwood'un yönetmenliği ve Leonardo Dicaprio'nun oyunculuğu.
2009 yılında John Dillinger'ın hikayesini anlatan Public Enemies filminde J. Edgar'ı Billy Crudup canlandırmıştı, bu filmde de o seçilseydi ilginç olabilirdi aslında. Ama Dicaprio'nun da gerektiğinde çok ağır rollerin altından kalkabildiğini düşündüğüm için bu rol için uygun olduğunu düşünüyorum. Umarım bu filmle beraber uzun zamandır hak ettiği ödüllere ulaşır. Başarılı oyuncunun sonunda, yeteneğinin göz ardı edilmediği bir sene geçirmesine J. Edgar filmi yardımcı olabilecek mi acaba?




Extremely Loud and Incredibly Close

Bu filmi beklememin en büyük sebebi, filmin adapte edildiği romanın yazarı olan Jonathan Safran Foer. En sevdiğim romanlardan biri olan Her Şey Aydınlandı'nın yazarı olması sebebiyle, bu film de beklediklerim arasına girmeyi başardı. Her ne kadar bu filmin kitabını henüz okumamış olsam da, her ne kadar film Imdb'de 6.2 gibi vasat bir puan almış olsa da, bunlar filmi merak etmeme engel olmuyor.
Her Şey Aydınlandı romanının film uyarlaması kitapla yarışamayacak düzeyde olsa da, filmin kendini izlettiren sevimli bir havası vardı. Bu filmde böyle bir hava olur mu bilemem, sonuçta yönetmenler ve hikaye farklı, ama bu filmin yönetmeninin de Billy Elliot, The Hours ve The Reader gibi muhteşem filmleri yönetmiş olan Stephen Daldry olması, belki de o 6.2'nin filmin vizyona girdiği tek yer olan Kanada'nın zevksizliğinden kaynaklanabileceğini düşündürüyor. İzleyince sorun filmde miymiş seyircilerde mi, anlarız..


 The Avengers


2012 yazında çıkacak olan pek çok fantastik filmden bir tanesi de, Marvel çizgiromanlarından tanıdığımız The Avengers. Captain America, Iron Man, Nick Fury, Black Widow, Hulk, Thor ve bir çoğunun daha yer aldığı filmin tam bir yıldızlar geçidi olacağını söylemeye pek gerek yok sanırım. En sevdiğim Marvel karakterlerinin bu filmde yer almayacağını bilmemin yanı sıra, genelde Marvel uyarlamalarının güzel yapılamadığını pek çok örnekte görmemiş olmamız da beni endişelendiren şeyler olsa bile, bir nevi görev bilinciyle her halükarda bu filme gideceğimi biliyorum. Artık yapabileceğimiz tek şey bu grup çalışmasının Iron Man 2, Thor, Captain America filmleri gibi olmamasını dilemek.




  Men in Black III

Öncelikle söyleyeyim, bunun olmasını hiç mi hiç beklemiyordum. Yıllar sonra çocukluğumun bilim-kurgu/komedi karışımının üçüncüsünün çıkacağını öğrenmek beni her ne kadar heyecanlandırsa da, endişelenmiyor da değilim. Eski tadı vermesini gerçekten umuyorum ama, bir film bittikten sonra onu zorla devam ettirmeye çalışmak da her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir. Fragmanda gördüğümüz kadarıyla, bu filmde Tommy Lee Jones'un canlandırdığı Ajan K'nin halini Josh Brolin'in oyunculuğuyla izleyecek olmamız beni en çok meraklandıran şeylerden biri oldu. Ama yeni filmin 'zaman yolculuğu' fikri sonuçta eğlenceli olabilirmiş gibi görünüyor. İkiliye güçlü bir arkadaş mı katılıyor yoksa gereksiz bir eklememi mi, mayısta göreceğiz..


Dark Shadows

Tim Burton-Johnny Depp ikilisini beyazperdede görmeyeli 2 sene oluyor. En son 2010'da Alice in Wonderland'le karşımıza çıkmışlardı. Çok sevdiğim bu eksantrik yönetmenin yeni projesinde gotik bir kült TV serisini filme adapte ettiğini görmek de çok ama çok memnun edici. Her ne kadar son filminde kendine has havasını biraz Disney'e teslim etmiş olduğunu düşünsem de, Tim Burton hâlâ en sevdiğim yönetmenlerden biri.  Ayrıca yeni filminde "süper ikiliye" arada bir katılan üçüncü, en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Helena Bonham Carter'ın yer alması da benim için bir bonus. Ayrıca bu bonus onunla da bitmiyor, arkadan gelen Eva Green, Michelle Pfeiffer ve Jackie Earle Haley de yüzümdeki gülümsemeyi büyütüyor da büyütüyor. Şimdilik tek istediğim bu filmin bir fragmanının çıkması ki mayısa kadar dayanabileyim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder